Bazı günler
dünyayı izlemekle yetiniyorum.
Müdahale etmiyorum hayata,
bir sandalyenin kenarında oturur gibi.
İnsanlar geçiyor önümden:
aceleli, yorgun, biraz eksik.
Kimse tam değil,
bunu artık kimse saklamıyor.
Bir adam
telefonunda eski bir fotoğrafa bakıyor,
gülmüyor.
Hatırlamak da yoruyor artık.
Şehir
kendini tekrar eden bir cümle gibi.
Aynı köşe,
aynı durak,
aynı yüz ifadesi.
Bir kadın
poşetlerini yere bırakıp nefesleniyor,
yaşı değil
hayatı ağır gelmiş belli.
Bir çocuk
annesiyle aynı yöne bakıyor
ama aynı şeyi görmüyorlar.
Gözüm
detaylara takılıyor.
Çünkü büyük şeyler
çoktan herkesin malı oldu.
Bir bankta unutulmuş eldiven,
bir duvarda yarım kalmış ilan,
kapanmayan bir pencere
bana daha çok şey söylüyor.
İnsan
en çok geride bıraktığıyla anlatıyor kendini.
Zaman
artık bağırmıyor,
usul usul geçiyor içimizden.
Eskiden beklerdik,
şimdi dayanıyoruz.
Beklemek umutla ilgiliydi,
dayanmak alışkanlıkla.
Bir an
kendimi izlerken yakalıyorum:
Ben de geçiyorum bu kadrajdan.
Ne tam içindeyim hayatın,
ne tamamen dışında.
Bir gölge gibi,
ışığın yönüne bağlı.
Biliyorum,
herkes bir şey olmak istiyor.
Ama çoğumuz
biraz görünmez kalmakla yetiniyor.
Çünkü görünmek
sorumluluk istiyor.
Akşam olunca
ışıklar yanıyor,
yorgunluk biraz daha belirginleşiyor.
Evler doluyor,
insanlar susuyor.
Gün bitiyor,
ama hiçbir şey tam olarak kapanmıyor.
Ben
bunları yazıyorum.
Ne büyük bir iddia,
ne küçük bir sitemle.
Sadece
gördüklerimi bırakıyorum buraya.
Belki bir gün
bir başkası da durur,
bakarken
kendini fark eder.