Modern hayat insanları birbirine yaklaştırmak yerine çoğu
zaman ruhen uzaklaştırıyor. Teknolojinin yaşamımızı hızlandırdığı bir çağdayız.
Telefonlar, mesajlar, sosyal ağlar… Hiç bu kadar “yakın” olmamıştık. Ama tuhaf
bir şekilde, hiç bu kadar “uzak” da olmamıştık. Sosyal medyada yüzlerce
arkadaşı olan bir insan bile kendini derin bir yalnızlığın içinde bulabiliyor.
Çünkü insan için sayı değil, gerçek bağ önemlidir. Ve bazen bu bağı korumak
için uzun sohbetlere bile gerek yoktur. Bazen sadece sekiz dakika yeterlidir.
Psikolojik araştırmalar gösteriyor ki, insan zor bir anında
güvendiği biriyle kısa bir iletişim kurduğunda stres seviyesi azalıyor. Bunun
sebebi problemin çözülmesi değil. Asıl sebep, beynin “tehlike” hissinden
çıkarak “yalnız değilim” mesajını almasıdır. İnsan ruhu için en büyük teselli
çoğu zaman çözüm değil, varlık hissidir. Çoğu kez yardım etmek için büyük
adımlar atmamız gerektiğini düşünürüz. Oysa bazen en büyük yardım sadece
dinlemek, bir mesajı cevapsız bırakmamak ya da birkaç dakikalık dikkat ayırmaktır.
Çünkü insanı en çok yaralayan şey problemin kendisi değil, o problemle tek
başına kalma hissidir.
Hayatın hızında biz bazen en değerli şeyi unutuyoruz:
sevdiklerimize zaman ayırmayı. Oysa herkes en yoğun işinin içinde bile sekiz
dakika bulabilir. Sekiz dakika hiçbir şeyi değiştirmiyormuş gibi görünebilir,
ama bazen bu kısa zaman bir insanın karanlık düşüncelerden uzaklaşmasına,
kendini değerli hissetmesine sebep olur. Bu fikir bize basit bir gerçeği
hatırlatır: Dostluk, insanın yükünü almak ya da tüm sorunlarını çözmek demek
değildir. Dostluk bazen sadece “Yanındayım” demektir. Bazı insanlar zor
zamanlarında açıkça yardım istemek yerine dolaylı yollar seçer. Bu yüzden
hayatımızda bir kural koymalıyız: Sevdiklerimize dikkatli olmalıyız. Eğer
sevdiğimiz biri bize yazıyorsa, onu sadece mesaj gibi değil, görünmeyen bir
“yardım çağrısı” gibi okumalıyız. Çünkü bazen bir mesaj sadece mesaj değildir.
Bazen bir soru sadece soru değildir. Bazen bir insanın hayatının değişmesi için
saatlere, günlere, yıllara gerek yoktur. Bazen sadece sekiz dakika yeterlidir.
Eskiden dostlara sebepsiz yapılan kısa telefon aramaları
vardı. Sadece hâl hatır sormak için. Sadece sesini duymak için. Bugün ise bunu
emojilerle değiştirdik. Bir “nasılsın?” sorusunu bir “like” işaretine sığdırdık.
Ama bilim diyor ki, bu aynı şey değil. 2021’de yapılan araştırmalar gösterdi
ki, haftada birkaç kez yapılan kısa telefon görüşmeleri bile insanlarda
depresyon, yalnızlık ve kaygı hissini önemli ölçüde azaltıyor. Sebep
problemlerin çözülmesi değil. Sebep sadece şu gerçektir: İnsan duyulduğunu
hissettiğinde güçlenir.
Harvard Tıp Fakültesi psikiyatri profesörü Bob Waldinger’e
göre, insanın mutluluğu en çok kurduğu ilişkilerin kalitesiyle ilgilidir. Yakın
ilişkilere ayrılan zaman, psikolojik sağlık için görünmeyen bir enerji
kaynağıdır. Ve belki de bu yüzden “sekiz dakika kuralı” ortaya çıkmıştır:
Sevdiklerine uzun saatler ayıramıyorsan bile, en azından 8 dakika ayır. Çünkü
bazen bir insanın derdi çözülmez. Ama yalnızlık hissi azalabilir. Bazen bir insan
sorunlarını anlatmak için değil, sadece yanında birinin olduğunu hissetmek için
ihtiyaç duyar. Bunun canlı örneği Simon ve Christina adlı iki yakın dost
arasında yaşanmıştır. Simon’un anlattığına göre, bir gün arkadaşı uzun süredir
depresyonla mücadele ettiğini itiraf eder.
Simon’un ilk tepkisi şöyle olur:
— Neden bana telefon etmedin?
Arkadaşı sakin bir şekilde cevap verir:
— Yazmıştım… Ama cevap vermedin.
Simon hemen telefonuna bakar ve gerçekten mesajı görür:
— Ne yapıyorsun? Bugün görüşelim mi?
Sıradan bir mesaj gibi görünüyordu. Hiçbir şey söylemiyor,
ağlamıyor, bağırmıyordu. Hiçbir yardım istemiyordu…
— Bu yazdıkların bizim her zaman birbirimize gönderdiğimiz
sıradan mesajlar gibiydi. Nereden bilebilirdim ki aslında yardım istiyordun?
der Simon.
O gün bir karar alırlar. Bir şifre sözleri olacaktır. Eğer
biri gerçekten kötü durumdaysa, sadece yazacaktır:
— 8 dakikan var mı?
Simon hâlâ her hatırladığında ağladığını söylüyor. Bu olay
ona insanların yardım istemek için ne kadar ince ve dolaylı yollar seçtiğini
göstermiştir. İnsan en zor anında sorunlarının çözümünü değil, sadece yalnız
olmadığını hissetmek ister. Bunun için ise bazen sadece sekiz dakika
yeterlidir. Sekiz dakika bir insanın içindeki fırtınayı dindirebilir, gizlenen
gözyaşlarını durdurabilir ve bir kalbe şu hissi verebilir: “Yanımda biri var,
yalnız değilim.” Çünkü birçok insan zayıf görünmekten korkar. Herkes “kötüyüm”
demeye cesaret edemez. Ama çoğu “sekiz dakikan var mı?” demeye cesaret
bulabilir. Herkes içindeki kırılmayı göstermiyor. Birçok insan güçlü görünerek
sessizce yardım bekliyor. Ve bazen onların ihtiyaç duyduğu şey büyük bir mucize
değil… Sadece onları anlayan bir insan, onları dinleyen bir kalp ve sekiz
dakikasını ayıran bir dost. Maya Angelou’nun dediği gibi: “İnsanlar söylediklerinizi
ya da yaptıklarınızı unutabilirler ama onlara nasıl hissettirdiğinizi asla
unutmazlar.”