Her gece gökyüzünden göz kırparken bize edalı kamer
Yıldızların ihtişamlı raksını seyre dalardık seninle…
Zifiri deryanın o bilinmez tünelinde
Sürüklenirken dağınık odağımız,
Derin bir tahayyülün gücü sarardı zihnimizden…
Dönüşü olmayan bir yoldan gider gibiyken,
Sonsuzluk girdabına…
Arşın yedi kat ötesinde bulduğumda silik gölgeni
ve arzın yedi kat dibinde başlattığın bu esareti
-Aramızda sırladık-
Asırlanmış gizemi seyrettik yeniden balçık duvarlarda
Kimselerin olmadığı dehlizlerde, kalakaldık baş başa
Misk kokulu ırmaklardan şerbet içerken kana kana
Sönmüş bir ateşi alazladık birlikte yana yana
O kızıl okyanusa dalınca tutkuyla
ve daha çok bağlanırken derinlerde sana
Canlandı ellerimde yeniden,
‘Yıldızlı beyaz manolya…’
Bırak geçmesin zaman…
Bu aşk zindanının müebbetli esirleri biz olalım bu defa
Beyaz manolyaları koklayalım bir ömür birlikte
Her yıldızlı gecede, yine seyre dalalım asumanı
Yaşadığımız bu serabı,
Bu ılık rüzgârı,
Bu kızıl çıkmazı
-Gerçeğimiz kılalım-
Bir şarkının hiç bilinmeyen sözlerinde
Kimseler duymadan seninle, dillere dolanalım…
Kimselerin görmediği gözlere aşina,
Kimsesiz kuşlara aşiyan olalım…
Zifiri deryamızın o bilinmez tünelinde
Bu tahayyülün tesiri hiç bitmeden,
Kaybetmeden o ‘beyaz gölgeyi…’
-Zamanı geri saralım-