Hani şu yüreğini sere serpe yoluna döşeyen,
Hani seni güneşi sanıp sabahlarına çizen,
Yıldızı sayıp geceleri ışığını bekleyen,
Her sözüne güvenip, gözünün ferinde
seni yaren gören...
Hani şu uçurtmasını sana emanet edip,
sözlerinle savrulup ağaçlara doladığın,
Alfabeyi ismine uyarlayıp,
harflerin yörüngesinde sen, sen diye ezber ederken,
Kalpsizliğinde dünyasını durdurduğun...
Hani şu; üstü başı bile sen kokan!
Son güven dozunu sana harcayıp,
canımın içi dediğinde çıkarıp canını verecek olan...
Hani şu sana dünüm, yarınım diye seslenen,
Sol yanına demir attığın denizde
insafsızlığında boğulan,
Bir silginin ucunda yanılgılarında yok ettiğin...
Hani şu avuç içlerinde seni sayıklarken,
çaresizliğiyle nefesi kesilen,
Yargısız infazınla köhnelerde susturduğun,
Hani şu, açmadan yaprakları yolunmuş papatya var ya;
Bu bahar gömdünüz onu, başınız sağ olsun...