Güneş,
yüzüme çarpan bir suç gibi—
gözlerimi kısmıyorum artık,
yanıyorum.
Kirpiklerimden içeri sızan ışık
bir şeyi ifşa eder gibi,
saklanacak yer bırakmıyor.
Rüzgâr,
dağların sırtında dolaşan
yabancı bir el;
değdiği her yerde
biraz daha eksiliyorum.
Üzerime çöken şey tembellik değil,
adı konmamış bir çöküş.
İçimde çalışmayan saatler var,
zaman bile uğramıyor artık.
Ağaçlar susmuyor,
ben sustukça çoğalıyor sesleri.
Yapraklar hışır hışır—
bir şeyleri örtüyor sanki,
duyuyorum, işitiyorum,
duymak istemediğim kadar.
Zaman dolanıyor içimde,
akrep yelkovan akıp gidiyor—
ama hiçbir yere varmıyor.
Ne bir kapı açılıyor
ne bir yüz dönüyor bana.
Telefonum uzun zamandır ölü,
ismim kimsenin ağzına değmiyor.
Dünyanın umurunda değilim,
umurumda değil benim de
hiç kimse.