şule yusuf şule yusuf

Hava

Saçlarına panayırlar kurması, beyninde hep bir cıvıt pazarı olmasındandı. Akşamüstüleri kirpiklerine güneşler asılırdı. Omuzlarından aşağıya ışık bir sirk çadırından sızardı adeta. Adımlarıyla yer değiştirirdi zaman. Saatleri bozuk bir para gibi harcardı gittiği yerlerde. Her biri bir dilek havuzuna atılırdı. Her kırık aynada dağılmak yerine çoğaltırdı kendini. 

Neşesi, gülüşü dünyalara bedeldi. Masumiyetiyle aydınlanırdı yüzü. İçindeki çocuk hiç ölmez; yüzüne, tavırlarına yansırdı. Yaş-sızlığı bu yüzdendi.  Kuğu boyunlu, şarap kadının; dağınık saçının tellerine asılıydık gönülden. 

Dudaklarının kenarında hep bir plak cızırdardı. Kafasının içinden diline dökülen bir şarkı mutlaka vardı. Bir roman havası  çalıyorsa; acısından boğulmamak için yüzeye çıkıyordu, bir Arap ezgisinde dans ediyorsa incinen dişiliğini onarıyordu; bir türküyse çalan, oturmuş köklerine ağlıyordu… Ama… mini mini bir kuş donmuş, elleri boş kalmışa takılıyordu…

Onun geçtiği yerlerde aşk olurdu. Hava ona âşık olur, ardından esen bir rüzgârla savrulurdu. Havasıyla havanın başını döndüren, içindeki ateşi harlayan, mizacındaki bir nebze suyu parmaklarıyla etrafa sıçratarak dolaşan uçuş uçuş bir anime tipi canlanırdı onu düşününce gözümüzde. Onda toprağını arayan bir seyyah havası vardı. Hava… evet, hava. Onu tanımlayan kelimeydi: Hava.

 Şıngıraklı bir bayram yaşardı özünde. İçinde elinden tuttuğu masum çocuklar yaşardı ve bu yüzden tam da bu yüzden hep biraz dağınıktı. Deli dağınıklığı vardı onda, sınırlara takılıp kalmış çocuk ruhları tellerden alırdı.

Belli ki zamana hükmü geçerdi. Bu yüzden zamansızdı.

devamını oku