Bir kuşun açlığıyla kondum zamanın dalına.
Kursağımda acı söz kırıntıları.
Bir nehre daldım o gün. Üzerinde peri kuşlarının oynaştığı, güneşin ışığıyla yıkanan bahar dallarının nazikçe dokunduğu zümrüt yeşili bir nehir.
Toprağın kıyısına hare hare yayılırken en cezbedici halini alan, yakan, kavuran, söndüren, dibini görenin ruhunda kasırgalar koparan nehir.
Derinlerinde soluksuz kalma pahasına defalarca daldım o nehre. Ta ki acı yüreğime taş gibi oturup beni yüzeye çıkmaktan alıkoyana kadar.
Sekiz yaşındaydı Aysima. Adı gibi pırıl pırıl bir yüzü vardı. Tozun toprağın içinde bile geceyi aydınlatacak kadar hem de. Sarı saçları belki bin yıldır tarak görmemiş sorsanız ne olduğunu bilmezdi bile. Söylediğine göre hep bu sokaktaymış, gözünü bu kahrolası dünyaya burada açmış. Kim bilir hangi vicdansız günahını gözünün önünde istememiş ki onu sokaklara mahkûm etmiş. İyi niyetimin son kırıntısını “ö*dürmemiş bari” tesellisinin suyuna banmıştım öğrendiğimde. Bir de kedisi vardı Aysima’nın. Arkadaş. Evet, arkadaş koymuştu adını. Çünkü onun hiç arkadaşı olmamış, nasıl bir duygu olduğunu kendisi gibi kimsesiz minik kedi yavrusunda tatmak istemiş kendince. Minik tekir sevilmeyecek gibi değildi üstelik.
Ayaklarına büyük gelen ama sürüklemekten keyif aldığı çiçekli terlikleri vardı. Yattığı yerin, yer demeye şahit de gerekmez kendi anlatırdı, yakınındaki çöpte bulduğunu söylemişti. Üzerindeki eşofman cılız bacaklarını saklıyordu saklamasına ama kolları kısa kazağı, omuzlarındaki yükü gözüne gözüne sokuyordu insanın.
Yılsonu açacağım sergi için fotoğraf çekiyordum ona rastladığımda. Hayat adını vermek istediğim serginin kendi hayatımı alt üst edeceğinden habersizdim henüz.
Görüntülediğim insan manzaralarının içinde en etkileyici olandı Aysima. Gözlerine baktığım anda ruhum titremişti. Sekiz yaşında güzeller güzeli bir kız çocuğu ve gözlerinde 80 yıllık bir acı.
Kaldırıma oturup sohbet etmiştik birer simit eşliğinde. Onunla konuşurken bir yandan da ne yapabileceğimi düşünüyordum bu güzellik için.
Benimle yaşar mısın diye sordum bir ara.
*Yaşamak ne demek ki, diye soruyla karşılık verdi.
Yerin dibine girdim. Nasıl anlatacaktım, yaşamak nedir.
O günden sonra sık sık gördüm Aysima’yı. Bu arada onu yanıma almanın yollarını arıyordum. Kolay değildi bir sürü prosedürle uğraşmak. Ama yılmadım. Her gün onu evime getirip yıkayıp paklayıp yeni giysiler giydirip karnını doyuruyordum. Arkadaş da bize eşlik ediyordu tabii. Yaşamak ne demek anlatmaya çalışıyordum. Benimle yaşamak kısmına ise sanırım ikimiz de çok kolay adapte olacaktık. Ben işe yollanınca o da sokağına gidiyordu. Her akşam yolumu değiştirip ona uğruyordum. Birlikte güle oynaya eve geliyorduk.
Bir gün sokaklara dönmek zorunda kalmayacaksın, dedim ona.
Ben senin kızın mı olacağım şimdi, diye sordu.
İstemez misin?
İsterim tabii, arkadaş da ister.
Bana fotoğraflanacak öyle şeyler buldu ki, yılsonu sergim diğerlerinden daha gösterişli olacaktı. Onun gözünde her şeyin anlamı farklıydı. Fotoğraf makinem görüntüleri, hafızam da bu minik zekâ küpünün gördüklerine yüklediği anlamları kaydediyordu.
Tam sekiz ay sonra beklediğim haber geldi. Onu evlat edinmem için hiçbir engel yoktu. Aysima ve Arkadaş artık hayata benimle devam edeceklerdi. Haber gelir gelmez soluğu Aysima’nın sokağında aldım. Arabamı park ettiğimde karşı kaldırımdan bana el sallıyordu.
Aysima başardık! Artık bir aileyiz, diye seslendim.
Her şey bir anda oluverdi. Kucağından fırlayan Arkadaş bana doğru koşarken sokağın laneti hız düşkünü bir arabanın lastikleri altına giriverdi. Yola doğru hamle yaptığımda arabanın ön tekerleklerinin altında pembe bir spor ayakkabısı gözüme çarptı. Bu Aysima’ya aldığım ayakkabıya çok benziyordu.
Aman Allah’ım. Kedinin peşinden yola fırlayan Aysima, orada öylece yatıyordu. Arkadaşı onu yalnız bırakmamıştı ya o da minik kedisini yalnız bırakmak istememiş gibi...
Sonrası, ambulans polis mahkemeler vs.
Dört ay sonra şimdi o nehrin içindeyim yine. Koca dünyaya sığdırılamayan iki can ve ben. Hayat isimli sergimin en güzel fotoğrafı onun zümrüt yeşili gözleri.
Hayatımın en değerli hediyesi.
Yaşanmamış bir hayatın en acı imzası.
Arkadaş ve Aysima. Yitik iki cennet kuşu.
İki can yoldaşı.
Her gece düşlerimde bana soruyorlar:
Yaşamak ne demek ki?