Bir film yapmak dik bir uçurumdan aşağıya inmek değil tepenin
yamaçlarından tepeye doğru tırmanmak demektir.
Alfred Hitchcock
Sinema bana
ortaya bir mesele koyma, hayat hakkında anlatılması da biraz zor, belki genel
anlamda çok kabul edilmeyen, ideolojik ve kabul görmüş egemen algıların
dışında, bir şeyler yapma fırsat ve özgürlüğü veriyor. Bunun için sinema
yapıyorum.
Zeki
Demirkubuz
Senaryosunu Yavuz Turgul'un yazdığı, görüntü
yönetmenliğini Selçuk Taylaner'in yaptığı ve
yönetmenliğini Nesli Çölgeçen’in üstlendiği film bir Türkiye kara komedisidir. Türk
sinemasının en iyi filmlerinden kabul edilen ve Doğu’nun en büyük
ssorunlarından biri olan ağalık düzenini, dönemin sosyo ve ekonomik dönüşümünü
ve kırdan kente göç sorununu sarsıcı bir biçimde ele alıp işleyen filmde
başta Şener Şen, Erdal
Özyağcılar ve Füsun Demirel olmak üzere muhteşem
oyuncu performansları ile karşı karşıya kalınmaktadır.
Filmin başında ağır ağır kıyafetlerini giyen ve kendini ayna
karşısında seyreden Züğürt Ağa’nın, geleneksel tavrı ve tutumu ile Harran Ovası’nda
mevcut düzenini korumaya çalıştığı görülür. Köylüler kuraklık nedeniyle
topraktan verim alamamakta ve tek çare olarak Şıh’ın yapacağı yağmur duasını
görmektedir. Ancak Ağa ile Şıh’ın arası geçmişten gelen husumet nedeniyle
açıktır ve Şıh, köylülere Ağa, kendi elini öpmezse bu duaya çıkmayacağını
söylemektedir. Böylece bizim Züğürt Ağa’nın ilk olarak burada ağalığına halel
gelir. Yağmur duasından istediğini alamayan köylüler, kuraklık nedeniyle zor
duruma düşmüştür. Züğürt Ağa’nın köyde yaşanan kuraklık, babasının bunamasının
yaşattığı sorunlardan adeta kaçarcasına sığındığı iki şey vardır: Güreş ve
oğluna akşamları okuttuğu Hayber Kalesi’nin Fethi adlı hikâye kitabıdır.
Kendisi adeta Hazreti Ali’ye hayrandır ve dinlerken mest olur.
Köye sonradan gelen ve türlü hile ile Ağa’nın marabaları
arasına dahil olan (Ağa’nın çizmelerinin başına getirilmiştir.) Kekeş Salman
ise Abdo Ağa’nın kardeşi Kiraz’a olan düşkünlüğünü fark eder ve Züğürt Ağa’dan
habersiz kardeşini Abdo Ağa’ya satar. Kiraz’ı ilk gördüğü andan beri beğenen ve
gönlünü kaptıran Züğürt Ağa ise çaresiz bu düğüne razı gelir ancak ne var ki
gerdek gecesinde Abdo Ağa hayatını kaybeder.
Feodal düzenin devam ettiği köyde Ağa, Ankara’dan gelen
siyasilerle anlaşıp oylarını kendisinin de aday olduğu partiye atmalarını ister
ama Şıh, bir kez daha yapacağını yapar ve tüm köye cennetten topu satarak bütün
köyün oyunu rakip partiye atmasını sağlar. Seçim sonuçlarını getiren Kahya ile
Ağa ve maraba Kekeş Salman arasında geçen konuşma ise hafızlarda yer etmiştir.
Züğürt
Ağa: Kâhya, gel hele, gel bakayım.
Kâhya: Emret ağam.
Züğürt Ağa: Neyin var?
Kâhya: Hiç biraz tatsızdır.
Züğürt Ağa: Ne oldu?
Kâhya: Kızacaksın.
Züğürt Ağa: Yok kızmam.
Kâhya: Kızmak yoktur.
Züğürt Ağa: Yok ulan yok.
Kâhya: Seçimler var ya.
Züğürt Ağa: Ne olmuştur seçimlere.
Kâhya: Senin parti boku yemiştir, bir oy
çıkmıştır.
Züğürt Ağa: Ne, ne diyorsun ulan sen, kaç kişi
vardır benim köyde.
Kâhya: Vallahi bir oy çıkmıştır.
Züğürt Ağa: Bir oy ha!
Kekeş Salman: Vallahi benim oyumdur ağam.
Kâhya: Benim oyumdur ağam.
Züğürt Ağa: Ulan gavatlar, bir oyu siz ikiniz
verdiyseniz benim oyum nereye gitti.
Kâhya: Vallahi ağam ister as ister kes ama işin
doğrusu şudur. İşte bunun için biz bütün köylü öbür partiye oy verdik.
Züğürt Ağa: Bu nedir?
Kâhya: Tapu.
Züğürt Ağa: Ne tapusu?
Kâhya: Şıh vermiştir. Cennetten tapu. Çok güzel
yerler ayarlamışız hem tapu hem de kâğıt para, baban da almıştır.
Züğürt Ağa: Yuh ulan yuh, vay öküzler. Ulan önce
bu dünyadan birer tapu ayarlamaya bakın.
Kâhya: Dünya tapuları çoktan paylaşıldı ağam.
Bize yer kalmadı ki.
Züğürt Ağa: Ulan, ulan bu Şıh size ne yapsa
yeridir. Pu suratınıza!
Züğürt Ağa: Sana da yuh!
Abdo Ağa: Öyle deme, öbür tarafı da düşünmeli.
Ağa çevre köylerin ağalarının topraklarını birer birer satıp
gitmeleri ile bölgede yalnız kalmıştır adeta. Sürekli borç para arayışı içinde olmuş
ancak sadece akıl alabilmiştir. Herkes hep bir ağızdan köyü satıp şehre
gitmesini öğütler ve yeni düzenin şehirde devam ettiğini, şehirde bir iş
tutturması gerektiğini anlatır. Züğürt Ağa bu karara karşı çıkmakta marabasını
böyle ortada bırakamayacağını anlatmaktadır ancak Kekeş Salman’ın da
ayartmasıyla köylü Ağa’nın ambarındaki buğdayları çalıp satar ve kendilerine
İstanbul için sermaye yapar. Bir gece ansızın köyü terk eden fazla
kalamayacağını anlayan Ağa köyü satışa çıkarmıştır ve bu kurak köyü alacak bir
“salak” beklerken kaderin cilvesi köyü satın almaya yine Ankara’dan partinin
adamlarından biri gelir.
Sermaye olarak kullanmayı düşündğü köyün parası ile
İstanbul’a kan kardeşinin yanına gelen Ağa, beklediği desteği göremeyince
tesadüf eseri kendisini dolandırıp kaçan marabalarının takıldığı kahveyi bulur
ancak onlara karşı bağışlayıcı bir tavır takınarak hesap sormaktan vazgeçer.
Artık bir tek derdi vardır, bir iş tutturmak... Ne yapacağını bilmeyen her
insan gibi herkesin sözüne kulak verir ve parasını kısa zamanda tüketir. Market
işletmeye çalışır beceremez, zerzevat satmaya çalışır arabasını çekerler,
zabıtalar el koyar, elinde avucunda kalan son parayı da çaldırınca karısı çocuklarını
da alarak baba evine gider. Artık Kiraz ile birbaşlarına kalmışlardır. Bu
sırada Kekeş Salman, şehirde zengin bir iş adamı olmuştur ve Ağa’nın evine gelerek
hem kardeşi Kiraz’ı yanına almak ister hem de Ağa’ya iş teklif eder. Bunu duyan
ağa adeta çıldırır ve eline aldığı bıçakla Salman’ı kovalar. O cinnet halinde
elindeki bıçağı kendisine saplamak ister ve intihara kalkışır. Şen'in intihara
kalkışma sahnesi de oldukça komiktir:
“içine sıçam, buraların pıçağı da bozıkhtır...”
der. Evde satılacak ne eşya kalmıştır ne
de yiyecek bir lokma ekmek. Birbirlerine bakakaldıkları sırada Kiraz’ın gözleri
çizmelerine takılır bizim Ağa’nın. Ağalığından kalan son sembol olan o
çizmeleri eskiciye sattığı an tekrar tekrar izlemeye değerdir. Kendisinden bir
parça kopmuştur adeta. Ağalığının son sembolü çizmelerinin arkasından bakışı, gitmeye
kalkışı Kiraz tarafından engellenişi....
Onu marabalarından ayıran tek ve belki de en önemli sembolü,
körüklü çizmeler ağalık düzeninin bitişini en net şekilde özetleyen imgedir.
Filmde Züğürt Ağa’nın bütün aksesuarını (en son körüklü çizme) tek tek elinden
çıkarmak zorunda kalıp ağalığını ağır ağır kaybedişi harika bir örgü ile
anlatılmıştır. Filmde öne
çıkmayı hak eden iki kısmı vardır ki biri çiğ
köfte satmaya karar verdiği andır. En umutsuz, her şeyini bitirdiğini sandığı,
elinde bir şeyi olmadığını düşündüğü anda en iyi yapabildiği şeyi bir anda fark
edebilmiştir. "Senin insanlığın güzeldir. Belki de o yüzden ağalığı
beceremiyorsun" diyerek kendisine inancını sürdüren Kiraz’ın da desteğiyle
çiğköfte satmaya karar verir ve hayata, özellikle de şehirde tutunma çabasını
sürdürmeye devam eder. "Herkesin mutlaka yapabileceği birşey vardır."
Bir ikincisi ise eskiciye satılan körüklü cizmeleridir.
Nelerden vazgecip nelerden vazgeçemediğine en güzel örnek hatta sembol
karelerden biridir.
Filmdeki yan öykülerden biri de "Kiraz'a göz koyan yağız
delikanlı" öyküsüdür. Şehre taşındığı andan itibaren Kiraz'a abayı yakan
bu delikanlı, ilerleyen sahnelerde de ufak planlarla sık sık görülmektedir, hatta
filmdeki -kurgu açısından Türk sinemasının doruklarından olan- market
sahnesinde, dikkatli gözler, pek çok planda arkalarda durup Kiraz'ı gözetleyen
bu yağız delikanlının farkına varacaktır. Delikanlı Kiraz'ı istemek için
ailesini yollar (burada sadece 3 saniyelik bir "kız istemeye gelen
aile" planı vardır ki, bu üç saniyelik plan için bile muhteşem bir
atmosfer oluşturmuş, kucağında çocukla gülerek konuşan orta yaşlı kadınından,
eğilerek çayını içmeye çalışan yaşlı teyzesine kadar kız istenme anı seyirciye
3 saniyede yaşatılmıştır.)
ancak, gencin bütün çabaları, filmin sonundaki
şu cümleden sonra yerle yeksan olacaktır:“ne bakıyosun be sen de salak!”
Sadece bu yan hikayeyle bile Türkiye'nin sosyal haritasının
stratejik bir bölgesini gözler önüne seren bu muhteşem filmin yalnızca
"karı isterem" repliğinden mütevellit hatırlanması ise filmin içerik
olarak zenginliğine ve işleniş kalitesine haksızlıktır.