Güneş, kavuşmanın heyecanıyla denizin dudağını ısırıverdi. Utancından yeryüzü kızıla kesti. Ufuk çizgisinden başlayan kanama, suyun üzerinde renkten renge girerek yayılıyor. Gözlere bayram coşkusu yaşatan cümbüş âşıkların saçlarını okşuyor. Bir kez daha âşık ediyordu onları.
Böyle bir akşamda rastladım ona.
Bu görsel şöleni fotoğraf karesine hapsetmek için tam harekete geçmiştim ki bir çift göz girdi kadrajıma. İnsanın içini okuyan bakışları bu dünyadan değilmiş hissi uyandırıyor. Rahatsız ettiğimi düşünerek yönümü değiştirdim. Anlamış olacak ki ‘lütfen devam edin’ dedi. Teşekkür edip bastım tuşa. Kızıl bir yağmur altında ıslanmak için oturmuş yalnızlığıyla birlikte çaktırmadan bir kareye onu da alıyordum ki:
- Güneşin doğuşuna hiç şahit olmayanlar, batışını romantizm sanırlar.
-Pardon?
-Nietszche, o söylemiş. Katılıyorum ona.
-Bir bitişin nesi romantiktir ki? Oysa doğum öyle mi. Taptaze umutları eker dünya toprağına. Bulutların arasından önce göz kırpar güneş, etrafında kendinden geçmiş bin bir hareyle. Yavaş yavaş yükselir. Beyazın en masumunu, mavinin en huzurlusunu, kırmızının en ateşlisini sunar insanlığa. Aşk o anda doğar. Yürekten gören, yüreğiyle konuşanlar, sessiz sedasız düşer yangına. Ateşin sıcak nefesi kül edene dek yakar ruhları. Her bir ışık huzmesi olup iner yeryüzüne. Işık huzmeleri de aşka dönüşür. Güneşten aldıkları ateşi kendileri gibi olan ruhlara düşürürler. Aşk böyle aşk olur işte! Romantizm o anda başlar.
-Çok güzel anlattınız, ben de severim gün doğumlarını. Günbatımı ne kadar hüzünlendirirse, gün doğumları o kadar umut serper içime.
-Sanırım siz de o ışık huzmelerindensiniz. Kendisi gibi olanın ruhuna düşmek için gün doğumunu bekleyenlerden.
-Belki de, kim bilir...
-Siz biliyorsunuz, ben biliyorum ya başka kimsenin bilmesine gerek yok.
Biraz içim ürperdi. Tanımadığım bir adamla ayaküstü aşkın felsefesini yapıvermiştik.
-Korkmayın ne meczubum ne de başka bir şey. Ben de sizin gibi sahilde turlamayı arada gün doğumunun değerini tazelemek için gün batımını seyretmeyi seven biriyim.
Gülümsedim.
-Kesin onlardansınız. Şu guruba nazire yapan gözler ancak bir ışık işçisine ait olabilir.
-Evet. İtiraf ediyorum. Işık huzmesiyim. Başımın üzerinde bir halka, sırtımda sadak elimde ok yok ama idare edeceksiniz artık.
-Gerek yok ki.
Dijital kameramda görüntüleri izlemeye koyuldum. Cümlenin devamını duymaktan kaçıştı benimki. Bir süre sonra kafamı kaldırdım.
-Sohbet için teşekkür ederim, gitmem gerekiyor.
-Rica ederim, güzel bir akşam oldu benim için de. Görüşmek üzere...
Yol boyunca yaşadığım şeyi anlamlandırmaya çalışırken birden fotoğraflar geldi aklıma. Hızlıca geçerken dikkatimden kaçan bir ayrıntıyı fark ettim. Ve evet, işte! Gizlice kendisini fotoğrafladığımı sandığım karede, her an dışarı fırlayacakmış gibi duran, göz kamaştırıcı bir parlaklık. Orada öylece bana bakıyordu. Spiritüel konulara uzak birisi değilim yine de rağmen ‘yok artık’ diye düşündüm.
Fotoğraflarımı aldım. En güzelini büyüttürerek salonun boş duvarına astım. Sanki daha bir genişledi ortam daha bir aydınlandı. O günden sonra pek çok kez aynı yere gittim. Ama o gün konuştuğum ya da konuştuğumu sandığım yabancıya rastlamadım.
Bu sabah, her sabah olduğu gibi fotoğrafa uzun uzun baktıktan sonra evden çıktım. Apartmanda olağan dışı bir hareketlilik... İnenler, çıkanlar. Sanırım karşı daireme taşınanlar var. Tam ilk basamağa adımımı atacaktım ki biri “Merhaba” dedi. “Aa merhaba , siz mi taşınıyorsunuz hoş geldiniz apartmanımıza diyecektim ki.. Aa ‘dan sonrası gelmedi dilime. “Biz tanışıyoruz, hatırlıyorsunuz değil mi?” diye sordu. “Yani evet, tanışmak sayılır mı bilmem ama güzel bir sohbetimiz olmuştu sizinle” dedim.
‘Evet, bir gün doğumu sohbeti sonrasında ışığınız peşi sıra sürükledi beni buraya. Ama sanırım benden önce ışığım taşınmış yakınınıza…”
Bu gizemli tanışmanın üzerinden bir yıl geçti. Şimdi gün doğumlarını birlikte seyrediyoruz. Salkım salkım, rengârenk katman katman geziyoruz gökyüzünü. İnanın bana yeryüzüne vuran sadece gölgemiz. Yüreğinizle bakarsanız ancak o zaman sırrımıza erişirsiniz. Ruhunuza dokunur bir parça ışık. Bütünleşip onunla ateş topuna dönüşürsünüz. Tüm sesler susar, duymak denen şey yüreğinize yerleşir. His olursunuz hissinizi hissetmeyi bekleyen ruha. Ve aşk işte o an aşk olur.