nurettin önder nurettin önder

Ah-ı Giryan

kokusuna aşina yazlar biriktirdim
zamanın kıyısında 
tekdüze yaşamın 
ıslak, 
flu,  
kibri üstlenmiş fail gibi
beraat edilmeyi bekleyen suç giyinmiş masumiyet simalar 
birazda hıçkırığını unutmuş yüzünde hüzün besleyen adamlar misali

her harf 
her sözcük dilimin kimyasını ağlatır 
bozuk cümleler 
işgal eder fikrimin kitabesini 
insanların huzur demlediği anlarda 
ben beş kış 
rüya sızlarım göz kapaklarıma uykunun zerresi değmeden
“dokunduğum her cisim bana neyi anlatır, 
neyi ilham eder ruhuma…”derim kendime 
içimde ölen onca kelime 
onlarca harfin 
nesine yas bağladım 
aklımın izahatına göre mi adım atmalıyım
aklıma yorgun halüsinasyonlar zerk edilirken 
gövdemin ağırlığında ezilmeyi beklerken 
düş yangınlarını, 
afakan ve korku tünellerinde prangalı kaldım
bir gün iş olsun diye 
taşıdığım ceketimle 
bilinmez bir kentin
İsmi, adresi belirsiz bir sokağında yığılıp kaldım 

ne fazla yıldız döker 
ne karanlığı eksilir şu milyon defa bakındığım gökyüzü 
fasıla fasıla 
hatırama notlar iliştirir 
belirsiz ay ışığı tutamı 
yıllar ve yollar şakaklarımda 
iz bırakan aklar değildi
ses tellerimi daraltan fizahımın
ah-ı giryanımın 
çocukluğumdan kalma masumiyetimin 
deşifresiymiş bütün mesele oğula, kıza susayan ülkemin 
susuz sabahlarına
delice koşuşummuş bütün mesele
kaldırıp ıslak gözlerimi 
derince sevdalanmak şimdi
her nokta virgülüme kadar 
sevgiyi anlatmak…

devamını oku