Bir sabah…
Takvimden bağımsız bir sabah…
Güneş başka bir yerden doğsun istiyorum. Kuşlar, ezberledikleri
dalları terk etsin; rüzgâr, eski mektupların yönünü değiştirsin. Zira her şeyin
bir alışkanlığı var; denizin kıyıya, gölgenin duvara, akşamın pencerelere
yaslanışı gibi.
Her şey sonsuza dek aynı biçimde güzel kalmak zorunluluğundan
kurtulsun mesela. Biraz da bilinmeyene yakışmalı insan, haritası olmayan
yolların şaşkınlığına…adı henüz konmamış çiçeklerin kokusuna…bir başka göğün
altında uyanmanın sersemliğine…
Düşünsene, bir gün bütün saatler susacak, zaman kendi
kabuğundan çıkıp başka bir biçimde akacak içimizden.
Belki bir istasyonda unutacağız bize ait sandığımız eski
telaşları. Bir tren geçecek, pencerelerinde tanımadığımız hayatlar
aydınlanacak. Kim bilebilir, aradığımız şeyin varacağımız yer olduğunu. Yol
boyunca içimizde uyanan o eski ama hiç yaşanmamış duygudur belki de yol.
Bazı kapılar açılmak için değil de insana başka kapıların da
var olduğunu hatırlatmak için bekliyor gibi.
Ve hiçbir ömür, tek bir hikâyenin sınırlarına sığacak kadar
küçük değil.
O zaman biraz da başka türlü aksın nehir; yosun tutmuş
taşların üzerinden yeni bir şarkı geçsin mesela. Bırakalım, gökyüzü alıştığımız
maviden taşsın, mevsimler birbirinin düşüne karışsın. Bir narçiçeği büyüsün hiç
beklenmedik yerde…
Ömür, kendi küllerinden değil, sonsuz ihtimallerinden
çoğalsın…