şule yusuf şule yusuf

sensiz ben nereye gidiyorum

sensiz ben nereye gidiyorum

ayaklarım sana doğru

kırılgan bir kanat takılıyor yüreğime

gidiyorken hep sende kalıyorum

sensiz ben nereye gidiyorum

kıymıklar batıyor ayağıma

sen içime basarken

acısını beynimde duyuyorum

tenimde çarmıh ipleri

saç diplerimden çivileniyorum

sensiz ben nereye gidiyorum

bahçedeki nar ağacı küsüyor

erik dalı kuruyor

hani leylak dikecektik, köşeye de bir dut

sende öğrenecektim incinmeden narin bir dalda tünemeyi

biz’in mayası tutmuyor…

sensiz ben nereye gidiyorum

kitap kokuları genzimize dolarken

küçük bir dünya kuralım, deyişin aklımda

yağmur olup yağıyor gözlerim hatırladıkça

sensiz ben nereye gidiyorum

tek seni duyumsarken bedenim

elimde elin

sokaklarda yürürken ruhumuz sevişik

fütursuzca büyürdü içimizde aşk; sarmaşık

şimdi ben

akşam üzerime inerken

kendimden saydığım bu diyarda

neyin derdiyle yaşarım bilmem

seni bırakıp nereye gidiyorum

düşkünken ben, düşmüşken ben

düştüğünden beri dölsüz

köksüz…

kahvemizin kokusunda kaldı susuşlarım

nicedir bu yüzden küskün bakışlarım

susmadığı çığlıkları var ruhumun

            binlerce kuşun bağrışları

            didik didik edişleri etlerimi

            lime lime dökülüşlerim var

            geç kalınmış bir ölümün ayak sürüyüşleri gibi

sensiz ben nereye gidiyorum

en derin bir kuyuya atılmış ateş

kokusu burnumda yanarken tenim

ruhumun yılmaz kederi oldun

şimdi sen

gözbebeklerin sabaha yürürken

bilmem neresinde falanca ülkenin

gece yarısından bir zaman sorsan bana

deniz, aşktır derim

duyarsan suyun kamaştığını

duyarsan dikemediğimiz leylak kokusunda dansını rüzgarın

taşın toprağın toz olup savruluşunu

benim neden derdinle yaşadığımı

kendine sorar mısın bilmem…

bana bir şey olsa ölürdün sen

boğazıma yapıştı o sevişken eller

“İnsan kimin tanrısıdır ey Meryem?”

çünkü sen Mecdeli Meryem…

beni bırakıp nereye gidiyorsun sen

ne ile ödüyorsun utancın bedelini

             “Sevginin bağışlanmanın tanrısı…”

devamını oku